Bakan Gürlek: Gülistan Doku'nun naaşı kimyasal maddelerle ortadan kaldırılmış olabilir

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Gülistan Doku soruşturmasıyla ilgili, "Bizim için en önemli konulardan biri Gülistan’ın naaşının bulunması. Arkadaşlarımız özellikle bu konu üzerinde hassasiyetle çalışıyor. Naaşın kimyasal maddeler kullanılarak tamamen ortadan kaldırılmış olma ihtimali de değerlendiriliyor" dedi.

TRT Haber logosu

Kaynak

TRT Haber

21 dk 1
Bakan Gürlek: Gülistan Doku'nun naaşı kimyasal maddelerle ortadan kaldırılmış olabilir
Bakan Gürlek: Gülistan Doku'nun naaşı kimyasal maddelerle ortadan kaldırılmış olabilir

Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görev yapan adliye muhabirleriyle bir araya geldiği toplantıda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Gürlek faili meçhul cinayetlerle ilgili 40 dosyanın aydınlatıldığını belirterek şunları söyledi:

“Adalet Bakanlığı’na geldiğimizde yasa dışı bahis, uyuşturucu, kara para aklama, sokak çeteleri, sanal bahis ve sanal kumar gibi konularda genelgeler yayımladık. Bu alanlardaki mücadelemiz tavizsiz şekilde devam ediyor. Bakanlık düzeyinde yakından takip ettiğimiz bazı başlıklar da var. Özellikle faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması konusunda bir birim kurduk. Bu birim, ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarının yürüttüğü soruşturmalara ilişkin koordinasyon, bilgi paylaşımı ve teknik çalışma sürecine katkı sağlıyor; soruşturmalara ilişkin adli değerlendirme ve kararlar ise ilgili başsavcılıklar tarafından veriliyor.

Faili meçhul dosyalar yeniden ele alınıyor. Başsavcılıklarla toplantılar yapılıyor, dosyalardaki imkânlar değerlendiriliyor. Adalet Bakanlığı bünyesinde kurduğumuz bu dairenin çalışmalarıyla güzel sonuçlar aldık. Birim kurulalı dört ay oldu; 46 maktulün yer aldığı 40 dosya aydınlatıldı. Bu çalışmalar vatandaşta önemli bir duygu oluşturuyor: Hiçbir şeyin sonsuza kadar karanlıkta kalmayacağı, adaletin er ya da geç tecelli edeceği görülüyor. O dönem deliller yeterince toplanmamış, olaylar bütün yönleriyle aydınlatılamamış olabilir. Ancak devletin bütün imkânlarıyla ve kararlılıkla çalışması hâlinde yıllar sonra dahi sonuç alınabileceğini görüyoruz. Bu da adalete olan güveni artırıyor.

Muhsin Yazıcıoğlu soruşturması devam ediyor. Soruşturma ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yürütülüyor; Ceza İşleri Genel Müdürlüğümüz bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımız da kendi görev alanı çerçevesinde koordinasyon ve dosya inceleme çalışmalarını sürdürüyor. Başka isimler olur mu, olmaz mı; bunu benim söylemem doğru olmaz. Bir soruşturmanın başlatılması için hukuken gerekli şüphe şartlarının oluşması gerekir. Faili meçhul dosyaların tamamı ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarınca kendi delil durumu içinde değerlendiriliyor. Hangisi hakkında yeni bir süreç başlar, hangisinde başlamaz, bunu ben bilemem. Bu konuda isim vermem de doğru olmaz."

Bakan Gürlek, Gülistan Doku soruşturmasıyla ilgili de şu bilgileri paylaştı:

“Gülistan Doku dosyasında çok önemli ilerlemeler sağlandı ancak soruşturmanın tamamlandığını söylemek için henüz erken. En son Umut Altaş’ın ifadesi de geldi. Burada bizim için en önemli konulardan biri Gülistan’ın naaşının bulunması. Arkadaşlarımız özellikle bu konu üzerinde hassasiyetle çalışıyor. Dosyadaki bazı beyanlarda naaşın birkaç kez yer değiştirmiş olabileceğine ilişkin bilgiler bulunuyor. En son Pertek yolu üzerindeki bir noktaya götürüldüğüne yönelik beyanlar var.

Ayrıca kimyasal maddeler kullanılarak naaşın tamamen ortadan kaldırılmış olma ihtimali de değerlendiriliyor. Bu yönde bazı beyanlar ortaya çıktı. Ama elbette öncelikli amacımız naaşa ulaşmak. En azından ailesinin evladının kabri başında dua edebilmesini sağlamak açısından bu bizim için çok önemli.

Gülistan Doku dosyasında Başsavcımız da çok ciddi çalışma yaptı. Soruşturma kapsamında, geçmiş dönemde bazı kamu görevlilerinin kendilerine tanınan yetkileri usulsüz şekilde kullanarak olayın aydınlatılmasını engellemeye veya bazı delilleri ortadan kaldırmaya çalıştıklarına ilişkin ciddi iddialar ve bulgular da inceleniyor. Burada kişinin vali olması veya başka bir makamda bulunması önemli değil. Somut suç şüphesi varsa, kişinin unvanına bakılmaksızın ilgili savcılık hukuk çerçevesinde gereken işlemleri yapar. Soruşturmanın devamında yeni gelişmeler olabilir. Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının yürüttüğü süreçler var.

Gülistan Doku olayı toplumda ciddi bir hassasiyet oluşturdu. Toplum şunu görüyor: Geçmişte işlenmiş olsa dahi bir suçun veya cinayetin üzeri sonsuza kadar kapalı kalmıyor. Devlet bütün imkânlarıyla ve kararlılıkla çalıştığında gerçek yıllar sonra da ortaya çıkarılabiliyor. Bizim için önemli olan bu.”

Rojin Kabaiş soruşturmasında cep telefonuna ilişkin henüz giderilemeyen bazı belirsizlikler olduğunu belirten Gürlek, "DNA incelemeleri yapıldı. Cep telefonuna yönelik teknik incelemeler de devam ediyor. Ancak şu an itibarıyla doğrudan ve kesin bir sonuca götüren somut bir veriye ulaşıldığını söyleyemeyiz. İlgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından değerlendirilen farklı hususlar var ancak bu aşamada kamuoyuyla paylaşılabilecek net bir sonuç bulunmuyor" dedi.

2011 yılında Silivri Cezaevi’ndeki ölen eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun şüpheli ölümünün de bütün yönleriyle araştırıldığını aktaran Bakan Gürlek şöyle konuştu:

"Kâşif Kozinoğlu, devletimizin yetiştirdiği müstesna isimlerden ve önemli bir devlet görevlisiydi. Maalesef o dönemde Ergenekon kumpası kapsamında tutukluluk süreci geçirirken, sağlıklı, spor yapan ve öz bakımına dikkat eden bir kişi olmasına rağmen şüpheli şekilde hayatını kaybetti.

Bu konuda daha önce şikâyetler ve ihbarlar vardı. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız da bunları dikkate alarak bir soruşturma başlattı. Daha sonra yurt dışında firari bulunan ve FETÖ bağlantısına ilişkin hakkında adli süreç bulunan eski bir cezaevi personelinin önemli beyanlarının ardından bazı adli işlemler gerçekleştirildi. Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında yeni deliller ortaya çıkarsa yeni işlemler de gündeme gelebilir; buna elbette Cumhuriyet başsavcılığı delil durumuna göre karar verecektir.

Her şüpheli ölüm gibi bu olay da bütün yönleriyle araştırılıyor. Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımız da ilgili Cumhuriyet başsavcılığıyla bilgi ve koordinasyon çerçevesinde çalışıyor; soruşturmanın yönü ve adli kararlar ise tamamen ilgili yargı mercilerinin yetkisinde. İleride büyük tablonun daha net ortaya çıkacağını düşünüyorum. Kâşif Kozinoğlu devletin yetiştirdiği müstesna bir isimdi. Örgütün hedefi hâline getirilmiş olabileceğine ilişkin değerlendirmeler de dosyada inceleniyor.

Cezaevinde hayatını kaybetti. Ölümünün kesin sebebine ilişkin tartışmalar var. Zehirlenme mi, kalp krizi mi, bir ilaç etkisi mi yoksa doğal ölüm mü? Bunların hepsi bilimsel ve adli verilerle inceleniyor.

Elbette bunun mutlaka bir cinayet olduğunu peşinen söylemek doğru değil. Bütün ihtimaller soruşturma kapsamında değerlendiriliyor. Süreç devam ediyor ve soruşturmayı Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız yürütüyor.”

Başlatılan soruşturmalarda kişilerin isimlerinin, unvanlarının, makamlarının öneminin olmadığını vurgulayan Gürlek açıklamasına şöyle devam etti:

"Adalet Bakanlığı’nın yürüyen bir soruşturmanın içeriğine müdahale etme, savcıya ‘Şu kişiye git, bu işlemi yap.’ diye talimat verme yetkisi yoktur. Cumhuriyet başsavcılıkları yargısal görevlerini Anayasa ve kanunlar çerçevesinde yerine getirir. HSK’nın da hâkim ve savcılara ilişkin anayasal ve yasal görevleri bellidir.

Bizim meslektaşlarımıza verdiğimiz mesaj başka: Hukuka uygun biçimde görevlerini yaparken isimden, makamdan veya unvandan çekinmemeleri gerektiğini söylüyoruz. Bazen bir meslektaş bir soruşturmaya başladığında, ‘İki gün sonra önemli birinin ayağına basarsam ne olur? Buradan etkili bir isme gidersek sorun yaşar mıyız?’ şeklinde bir tedirginlik yaşayabilir.

Bizim söylediğimiz şu: ‘Ucu nereye giderse gitsin, kim çıkarsa çıksın; dosyanın kapağındaki ismi kapat, içindeki delillere bak. Kararını yalnızca hukuka ve delile göre ver.’

Buradaki yaklaşımımız bir soruşturmanın yönünü göstermek değil; savcının hukuka uygun görevini herhangi bir baskı veya çekince hissetmeden yerine getirebilmesi gerektiğini vurgulamaktır. Kişilerin isimleri, unvanları, makamları veya görevleri önemli değil. Savcılık zaten böyle yapılır. Bizim güçlendirmek istediğimiz irade, kişiye göre değil delile ve hukuka göre hareket etme iradesidir.

Soruşturmalara müdahale etme yetkimiz yok. Böyle bir niyetimiz de kesinlikle yok.”

Bakan Gürlek devam eden AHBAP soruşturmasıyla ilgili de şu açıklamalarda bulundu:

“AHBAP’la ilgili soruşturma devam ediyor. Soruşturma kapsamında, vatandaşlarımızın iyi niyetinin ve yardım duygularının suç teşkil eden faaliyetlerle istismarı ayrıntılı biçimde inceleniyor. Maalesef o dönemde popüler kültürden, sanat ve medya camiasından da bu yapıya güçlü destek verenler olmuş.

Haluk Levent kamuoyunca bilinen bir isim. Geçmişte karşılıksız çek ve kumar gibi konularla ilgili adli süreçlerle de anılmış bir şahısken daha sonra popüler kültürün etkisiyle adeta bir iyilik sembolüne dönüştürüldü. Bugün ise hakkında yürütülen soruşturmada çok farklı iddialar, mali hareketler ve müşteki beyanları araştırılıyor.

Soruşturmanın seyri ve ortaya çıkacak yeni deliller doğrultusunda yeni adli işlemler de gündeme gelebilir. Buna elbette ilgili Cumhuriyet başsavcılığı delil durumuna göre karar verecektir. MASAK tespitleri yapılıyor, itirafçı beyanları bulunuyor.

Toplanan yardımların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı bizim için son derece önemli. Biliyorsunuz bir keşif heyeti oluşturuldu. Yeni görüntüler de ortaya çıktı. Keşke toplanan bu paraların tamamıyla yardımlar yapılsa, evler inşa edilseydi. Şu anda depolarda çürümeye terk edildiği belirtilen malzemeler var. Bunlar yeni yeni ortaya çıkıyor. Mağdurlar ve şikâyetçiler var. Bunlara ilişkin çalışmalar da devam ediyor.”

"Müşteki sayısını şu anda kesin olarak bilmiyoruz" diyen Gürlek konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Haluk Levent, özellikle 2022-2023 döneminde toplumun güvendiği ve popülaritesi yüksek bir kişi olarak gösteriliyordu. Az önce görüştüğüm bir kişi, o tarihlerde Amerika’da bulunan kliniğine Haluk Levent’in geldiğini anlattı. Türkiye’de bir yardım kuruluşunun bulunduğunu, kamuoyunca da tanınan bir kişi olduğunu söyleyerek kendisinden yardım istediğini ifade etti. O kişi de ‘Tamam, ne gerekiyorsa verelim.’ diyor. Söz konusu para 4 milyon 600 bin dolar. Hatta buna ilişkin senet de düzenlenmiş.

Dosyada buna benzer çok sayıda senet olduğu belirtiliyor. Bunların her biri ilgili başsavcılık tarafından ayrıştırılarak hukuki ve mali yönden inceleniyor. Bazı işlemlerde Haluk Levent’in kendi adına borç aldığı, ‘Bu parayı kullanacağım.’ dediği veya taşınmaz aldığına ilişkin belgeler bulunuyor. Ancak daha sonra bu paraların ödenmediği iddia ediliyor. Sorun da burada başlıyor.

Senet var, borçlu sıfatıyla imza var ancak ödeme yapılmadığı iddiası var. Sonrasında bu paraların nereye gittiği araştırılıyor. Para transferlerinin kimlere yapıldığı, taşınmazların hangi kişiler üzerinden devredildiği ve bu işlemlerin gerçek mahiyetinin ne olduğu savcılıkça inceleniyor.

Müşteki sayısını şu anda kesin olarak bilmiyoruz. Olay duyuldukça başvurular artıyor. İnsanlar, ‘Benim de Haluk Levent’ten alacağım vardı.’ diyerek başvuruyor. Tabii savcılık da gerçekten bir belge, senet veya sözleşme bulunup bulunmadığını araştırıyor. Dosyada çok sayıda taşınmaza ilişkin işlem bulunuyor. Bir kısmı yeni ortaya çıkıyor. Burada şu sorunun da cevabını bulmak gerekiyor: İnsanlar neden bir yardım kuruluşuna bu kadar çok taşınmaz devrediyor? Bir yardım kuruluşuna destek olmak istiyorsam ihtiyacı battaniyeyse battaniye, gıdaysa gıda temin edebilirim veya parasını verebilirim.

Ancak burada ‘Taşınmaza ihtiyacımız var.’ denildiği ve bir kişinin 20-30 taşınmaz devrettiği örnekler olduğu görülüyor. Dosyadaki bilgilere göre bu taşınmazların doğrudan Haluk Levent adına değil, önce asistanı Yeliz Kaya adına, ardından Esin Önder Çağlayan’a devredildiğine ilişkin işlemler bulunuyor. Bunların hukuki ve mali sebebi araştırılıyor."

Gürlek, AHBAP soruşturmasında dosyadaki tespitlere göre yaklaşık 245 milyon dolarlık para toplandığını ifade edildiğini açıkladı:

"Sonuçta taşınmazı veren kişinin parasının da ödenmediği iddiası var. Bu taşınmaz devirlerinin yardım amacıyla mı gerçekleştirildiği, başka bir mali ilişkinin parçası mı olduğu veya sisteme para sokmaya yönelik bir mekanizma bulunup bulunmadığına ilişkin iddiaların tamamı soruşturma makamlarınca aydınlatılacak. Bu aşamada kesin bir hüküm vermek doğru olmaz. AHBAP soruşturmasında dosyadaki tespitlere göre yaklaşık 245 milyon dolarlık bir para toplandığı ifade ediliyor. Toplanan bu paraların dışında bir de müştekiler var. Elden borç verdiğini, taşınmaz devrettiğini veya senet aldığını söyleyen kişiler bulunuyor. Bunlar yeni yeni toparlanıyor ve savcılık tarafından inceleniyor.

Gerçekten ilginç örnekler var. Senet düzenlenmiş, ‘Ödeyeceğim.’ denilmiş, imza atılmış ancak paranın ödenmediği iddia ediliyor.”

Bakan Gürlek açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Bir taraftan da vatandaşlarımızın iyi niyetini ve dinî duygularını sömüren suç yapılanmalarına ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızın yürüttüğü bir soruşturma var. Yeni kayıtlar, MASAK raporları ve elde edilecek diğer deliller doğrultusunda soruşturmanın kapsamı genişleyebilir ve yeni adli işlemler gündeme gelebilir.

Burada özellikle bir hususun altını çizmek lazım. Bizim herhangi bir dinî yapılanmayla, toplumsal oluşumla veya sivil toplum kuruluşuyla kategorik bir problemimiz yok. Bizim mücadele ettiğimiz; din, inanç veya yardım faaliyeti kisvesi altında vatandaşın iyi niyetini kullanan, bunu kişisel veya mali menfaat temin etmek için istismar eden ve suç teşkil ettiği değerlendirilen yapılanmalardır. Dinî veya insani duygular üzerinden kendisine özel bir mali alan ya da ayrıcalıklı bir yaşam düzeni oluşturan yapılara karşı hukuk çerçevesinde mücadelemiz devam ediyor."

Alihan Kuriş Suç Örgütü soruşturmasıyla ilgili yeni tanık beyanları ve önemli itirafçı beyanları olduğunun altını çizen Gürlek konuşmasına şöyle devam etti:

"Almanya’dan adli yardım talebinde bulunuldu. Bazı işlemlerin hangi kaynaklarla, hangi kişiler aracılığıyla ve kimlerin bilgisi dâhilinde gerçekleştirildiğinin aydınlatılması amacıyla uluslararası adli yardımlaşma mekanizmaları işletiliyor.

Alihan Kuriş Suç Örgütü soruşturmasında, Alihan Kuriş’in etrafında kümelenen bir yapılanmaya ilişkin kapsamlı bir dosya var. MASAK raporları, yeni tanık beyanları ve önemli itirafçı beyanları ortaya çıktı. Bunlara ilişkin süreçler devam ediyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımız soruşturmayı yürütüyor.

En son üçüncü dalga gerçekleştirildi. Şu anda bildiğim kadarıyla 80 tutuklu bulunuyor. Şirket kayıtları ve dernek kayıtları inceleniyor. Burada özellikle şunun altını çizelim: Eğitim gören öğrencilerle, Kur’an kursu öğrencileriyle veya okullarda eğitim alan çocuklarla bizim hiçbir problemimiz yok.

Soruşturmanın odağında, MASAK raporları ve diğer deliller çerçevesinde suç teşkil ettiği değerlendirilen mali yapılanma bulunuyor. Adli işlemler de bu çerçevede gerçekleştiriliyor.

Burada dinî duyguların kullanılarak üst kademede bulunan bazı kişilere özel ve lüks bir yaşam alanı oluşturulduğuna ilişkin ciddi iddialar bulunuyor. Savcılığın incelediği alan da esas itibarıyla bu mali ilişkiler ve suç şüpheleridir.”

Gürlek, cemaatlerle ilgili, "Bizim bir cemaatle, dinî oluşumla veya sivil toplum kuruluşuyla ilgili özel bir gündemimiz yok. Cemaatler Türkiye’nin toplumsal gerçekliğinin bir parçası. Ancak bir yapı, din kisvesi altında devleti ele geçirmeye yönelik faaliyet yürütürse veya suç teşkil eden yöntemlerle maddi menfaat sağlarsa, yetkili savcılıklar deliller çerçevesinde hukuken gerekeni yapar. Ama söylediğiniz anlamda şu anda yürütülen özel bir çalışma yok" ifadelerini kullandı.

Bakan Gürlek, uyuşturucuyla mücadele, bahis ve şike soruşturmalarına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

"Uyuşturucuyla mücadele kapsamındaki operasyonlar devam edecek. İlgili başsavcılıklar tarafından üzerinde çalışılan ve değerlendirilen dosyalar var. Uyuşturucu konusunda kesinlikle taviz vermiyoruz.

Özellikle kamuoyunca tanınan isimler ve sanat camiasına yönelik soruşturmaların da önemli bir caydırıcı etkisi oldu. Bundan sonraki süreçte uyuşturucuyla mücadelenin farklı alanlarında da adli soruşturmalar gündeme gelebilir.

Futbolda bahis ve şike soruşturmaları devam ediyor. Sadece futbol değil, basketbol da dâhil olmak üzere farklı spor alanlarında yasa dışı bahis ve şike iddiaları inceleniyor. Bunun yanında vatandaşın doğrudan ekonomik hayatını ve kamu sağlığını etkileyen sektörlere de bakılıyor. Beyaz et sektörüne yönelik bir operasyon yapıldı. Şeker sektöründe kamu sağlığını ilgilendiren bir operasyon gerçekleştirildi. Benzeri alanlarda, somut suç şüphesi oluşması hâlinde yetkili adli makamlarca yeni soruşturmalar yürütülebilir.

Vatandaşlarımızın mağduriyetine yol açan; ürünü tarladan pazara taşıyan zincirde kötü niyetli biçimde fiyatları yükselten, sahte faturalarla ürünlerin gerçek bedelini olduğundan fazla gösteren mekanizmalar varsa bunlar da elbette inceleniyor. Bir ürünün gerçek değeri 5 lirayken pazarda nasıl 30 liraya çıktığına, aradaki fiyat farkında suç teşkil eden bir mekanizma bulunup bulunmadığına ilişkin çalışmalar olabiliyor. Tarım ve Orman Bakanlığımızla ve Rekabet Kurumumuzla da piyasa ürünlerine ilişkin konularda koordinasyon sağlanabiliyor.

Biliyorsunuz, son yıllarda borsadaki işlem hacmi ciddi biçimde büyüdü. Burada mağdur olan yatırımcılar bulunabiliyor. Bunlara ilişkin değerlendirilen konular olabiliyor. SPK ile koordinasyon içerisinde takip edilen süreçler oluyor. Özellikle manipülasyon konusunda mevzuatın SPK’ya verdiği yetkiler ve usuller var. Adli süreçler de bu yasal çerçeve içerisinde yürütülüyor. Elbette piyasaların gereksiz yere tedirgin edilmemesi de önemli. Çünkü borsada çok sayıda yatırımcı ve vatandaşımız var. Ancak suç teşkil eden manipülatif işlemlerin de hukuk çerçevesinde karşılıksız bırakılmaması gerekir. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor.

FETÖ ile mücadelenin tavizsiz şekilde devam ettiğini vurgulayan Bakan Gürlek şunları aktardı:

"FETÖ yıllarca planlı biçimde hareket ederek en sonunda 15 Temmuz’da ülkeyi ele geçirmeye çalışan bir ihanet örgütü. Aynı zamanda bir casusluk örgütü. Ben 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yaptığım dönemde Selam Tevhid davasında bu konuda karar vermiştim. Bu karar Yargıtay tarafından da onandı. Bu örgütün amaçlarından ve yöntemlerinden vazgeçtiğini düşünmemek lazım. Şu anda kabuğuna çekilmiş gibi görünebilir ancak yeni yapılanma arayışları bulunabiliyor. Finansal kaynaklarına ilişkin çalışmalar var. Farklı isimler ve yapılar altında yeniden örgütlenme veya kamu kurumlarına sızma girişimlerine karşı devlet son derece dikkatli.

Biz bunlara müsaade etmeyeceğiz. Bakanlığa geldiğimden beri arkadaşlarımız da bu konuda çok hassas. Devletin bütün kurumları bu meselede duyarlı. FETÖ ile mücadele tavizsiz şekilde devam ediyor. Cumhuriyet başsavcılıklarınca yeni yapılanmalara ilişkin kapsamlı soruşturmalar yürütülüyor ve operasyonlar gerçekleştiriliyor. Devleti ele geçirmek isteyen FETÖ gibi yapılara karşı mücadeleyi bırakmamak gerekir. FETÖ de bunların en önemlilerinden biridir.”

"Yurt dışındaki temaslarımızda ilgili bakanlarla da bu konuları görüşüyoruz. Aynı zamanda yurt dışındaki adli müşavirlerimiz aracılığıyla süreçleri takip ediyoruz. İadesini talep ettiğimiz kişilerin dosyalarının takipçisiyiz. Ben de özellikle üzerinde duruyorum. Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğümüzden sürekli bilgi alıyorum. Yeni bir delil veya belge ortaya çıktığında bunları da iade dosyalarına ekliyoruz. Özellikle FETÖ konusunda sürekli yeni itirafçı beyanları ve yeni belgeler çıkabiliyor. Bunlar da ilgili ülkeye gönderilerek iade taleplerimiz güncelleniyor.

Umut Altaş’la ilgili iade talebinde bulunduk. Olumlu gelişmeler de oldu. Sürecin iade yönünde ilerlemesini bekliyoruz ancak nihai kararın ilgili ülkenin yetkili yargı ve idari makamlarına ait olduğunu da unutmamak gerekir. Eylem Tok hakkında da iade yönünde bir karar verilmişti ancak karar üst mahkemeye taşındı. Dolayısıyla üst mahkemenin kararının beklenmesi gerekiyor. Biz iade taleplerimizin arkasındayız ve bu süreçleri hassasiyetle takip ediyoruz.

Gürlek, kanun yürürlüğe girdikten sonra cezaevlerinden yapılacak başvurular bakımından Adalet Bakanlığı’nı ilgilendiren idari ve hukuki hazırlıklar olduğunu, infaz hâkimlikleri ve sulh ceza hâkimliklerinin önemli görev ve yetkileri bulunduğunu ancak şu anda o sürecin başlamadığını söyledi:

"Terörsüz Türkiye sürecinde çerçeve yasa yaklaşık 467 oyla kabul edildi. Bu gerçekten çok büyük bir başarı. Milletvekillerimize, Meclis Başkanımıza ve destek veren siyasi parti genel başkanlarına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 467 rakamı çok önemli. Elbette 12 maddeden oluşan bu çerçeve yasa henüz yürürlüğe girmedi. Biliyorsunuz dört alt komisyon kuruldu. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz başkanlığında da toplantılar gerçekleştirildi. Biz de orada kurulan kurulun üyesiyiz. İlk toplantımızı yaptık, ikinci toplantı da yapılacak.

Yasanın yürürlüğe girebilmesi için öncelikle örgütün tamamen silah bırakması gerekiyor. Bunun tespit ve teyit edilmesi gerekiyor. Bunun ne zaman gerçekleşeceğini bilmiyoruz. Bu süreçte Millî Güvenlik Kurulu kararı gerekiyor. Örgütün silah bırakması, silahlarını teslim etmesi ve tüm unsurlarıyla tasfiye edilmesine ilişkin süreç Millî Savunma Bakanlığımız ve MİT tarafından takip ediliyor.

Bizim kurul olarak takip ettiğimiz alan ise daha sonraki aşama. Yani kanun yürürlüğe girdikten sonra cezaevlerinden yapılacak başvurular ve dışarıdan gelecek kişilerin yapacakları başvurular bakımından Adalet Bakanlığı’nı ilgilendiren idari ve hukuki hazırlıklar var. Burada infaz hâkimlikleri ve sulh ceza hâkimliklerinin önemli görev ve yetkileri bulunuyor. Ancak şu anda o süreç başlamış değil. Öncelikle kanunun yürürlüğe girmesi gerekiyor. Yürürlüğe girdikten sonra talep üzerine başvurular başlayacak.

Biz de Bakanlık olarak uygulamanın sağlıklı işlemesi için gerekli idari ve teknik hazırlıkları yapıyoruz. Kanunun birinci maddesinde temel şart açık: Silahların bırakılması ve örgütün tüm unsurlarıyla tasfiye edilmesi. Bu gerçekleşmeden yasa yürürlüğe girmiyor. Bunun MGK kararıyla tespit edilmesi ve daha sonra Resmî Gazete’de yayımlanması gerekiyor. Bundan sonra hukuk ve infaz alanını ilgilendiren süreç başlayacak. Cezaevlerindeki başvurular veya örgütten ayrılarak gelecek kişilerle ilgili hukuki süreçler gündeme gelecek.

Arkadaşlarımızla sürekli toplantılar yapıyoruz. Bakanlığımız bünyesinde de bu konuda bir çalışma birimi kurduk. Bu birim, hâkimlerin verecekleri kararlara müdahil olmak için değil; mevzuatın uygulanmasında ortaya çıkabilecek idari ve teknik ihtiyaçları önceden tespit etmek, uygulama birliğine ilişkin eğitim ve mevzuat çalışmalarını hazırlamak amacıyla faaliyet gösteriyor. Ancak şu anda Adalet Bakanlığı’nı ilgilendiren uygulama aşaması henüz başlamadı.”

Bakan Gürlek, Çocuk Paketi ve adli süreçteki çocuklar konusuna da değindi:

"Kanun artık Resmî Gazete’de yayımlandı. Daha önce de bu konuyu gündeme getirmiştim.

Adalet sistemi suç işlendikten sonra devreye giriyor. Bir suç işlendiğinde savcılık süreci başlıyor. Ancak çocuğu suça iten sebepler çok daha önce ortaya çıkıyor. Bir çocuk sorunlu bir aile ortamından gelebiliyor, okulda problemler yaşayabiliyor veya sosyal çevresinden olumsuz etkilenebiliyor. Dolayısıyla mesele yalnızca adli boyutuyla ele alınamaz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının da bu süreçte önemli sorumlulukları var. Bir çocuğun neden suça yöneldiğini veya suça açık hâle geldiğini önceden tespit etmek gerekiyor. Bu süreç ailede başlıyor, okulda ve sosyal çevrede devam ediyor. Çocuğun içinde biriken sorunlar bir noktadan sonra onu suça sürükleyebiliyor. Bu nedenle ilgili bakanlıklarla çalışmalar yaptık. Diyanet İşleri Başkanlığına da özellikle değerler ve ahlak eğitimi bakımından önemli görevler düşüyor.

Suç işlenmeden önceki önleyici dönem ayrı bir konu. Suç işlendikten sonraki aşamada ise cezaların caydırıcılığı önemli. Biliyorsunuz ciddi artırımlar yapıldı. Çocuk Paketi kabul edildi. Artık ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramı yerine ‘adli süreçteki çocuk’ yaklaşımı getirildi. Buradaki amaçlardan biri, suç örgütlerinin çocukları kolayca kullanabilmesini önlemek; diğeri ise çocuğun işlediği fiilin hukuki sonuçlarının daha açık ve caydırıcı hâle gelmesini sağlamaktır.

Örgüt çocuğu kullanamayacak; çocuk da kendisinin suç faaliyetlerinde araç olarak kullanılmasının ciddi hukuki sonuçları bulunduğunu bilecek. Ailelerin sorumluluğunu da güçlendirdik. Daha önce bu konuda bazı boşluklar vardı. Aileler çocuklarının eğitimine, davranışlarına, sosyal çevresine ve bulunduğu ortamlara karşı daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda. Pakette özellikle velilik ve vesayet görevlerinin kötüye kullanılması veya ihmal edilmesine ilişkin bazı ceza hükümleri düzenledik. Bu paketin faydalı olacağını düşünüyorum.”

Gürlek, Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçı Suç Örgütü Davası ile ilgili de konuştu:

"Yargılama başladı. Mahkeme önce tutuklu sanıkları dinledi. Şu anda tutuksuz sanıklar ve tanıklar dinleniyor. Soruşturma aşamasında da bu kişilerin beyanları alınmıştı. Ancak kamuoyunda, özellikle Ekrem İmamoğlu ve avukatları tarafından, ‘İnsanlar aileleriyle tehdit edildi, baskı yapıldı, tutuklamayla korkutuldu ve bu nedenle savcılıkta ifade verdiler; mahkemede bu ifadelerinden dönecekler.’ şeklinde iddialar dile getirildi.

Ben Başsavcı olduğum dönemde de bu iddiaların doğru olmadığını ifade etmiştim. Bir kişinin ifadesi avukatı huzurunda alınıyor, kişi beyanını okuyor ve ardından imzalıyor. Şu ana kadar savcılık aşamasında dinlenip daha sonra mahkeme huzurunda ifade veren bazı tanıkların, savcılıkta söyledikleri hususları mahkemede de tekrar ettiklerini görüyoruz. Bunlar yeni beyanlar değil. Sarp da, Adem Kamer de soruşturma aşamasında benzer hususları ifade etmişlerdi.

Başsavcılık görevini yürüttüğüm dönemde, soruşturma dosyasındaki eylemlerin delillerle desteklendiği yönündeki kanaatimi ifade etmiştim. Ancak dosya artık kovuşturma aşamasında. Bundan sonra delillerin değerlendirilmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve sanıkların hukuki durumuyla ilgili nihai takdir mahkemeye aittir.

Mahkeme yargılamasını yapıyor, tanıkları dinliyor, sanık müdafilerinin beyanlarını alıyor ve savunmaları değerlendiriyor. Bu yargılamanın ne zaman tamamlanacağını benim söylemem mümkün değil. Sürecin takvimi ve verilecek karar tamamen mahkemenin yetkisinde.

İBB ile ilgili, yargılamaya konu olan dosyanın dışında Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yürütülen başka soruşturma süreçleri de bulunuyor.”

"Evet, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından ek iddianameye konu olabilecek yeni delil, rapor ve hukuki değerlendirmeler üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Yeni bazı ihale raporları söz konusu olduğu belirtiliyor. Dolayısıyla devam eden bir soruşturma süreci de bulunuyor.

Yargılamaya intikal etmiş kısım mahkemenin yetki ve takdirinde; henüz soruşturma aşamasında bulunan yeni hususlar ise Cumhuriyet başsavcılığı tarafından değerlendiriliyor. Bu iki alanın birbirinden ayrılması gerekir.”

Gürlek, Ahmet Davutoğlu ve Melih Gökçek soruşturmalarıyla ilgili de şu açıklamalarda bulundu:

"Ahmet Davutoğlu’yla ilgili Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiası nedeniyle bir soruşturma başlatıldı. Söz konusu video 2021 yılına ait. Ben 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olduğum dönemde Canan Kaftancıoğlu hakkında yıllar önce atılmış tweet’lerin konu edildiği bir yargılama da yapılmıştı.

Burada hukuken bakılması gereken iki temel husus var: Birincisi suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı, ikincisi ise zamanaşımı. Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu bakımından burada zamanaşımı süresinin dolmadığı değerlendiriliyor. ‘O video o tarihte vardı, neden o zaman işlem yapılmadı da şimdi yapıldı?’ denilebilir. Bir soruşturmanın hangi tarihte başlamış olması tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmez. Bir ihbar, CİMER başvurusu veya şikâyet üzerine savcılık önüne gelen iddiayı hukuken değerlendirebilir. Suçun oluşup oluşmadığına ve zamanaşımına ilişkin değerlendirmeyi de soruşturmayı yürüten savcılık yapar. Az önce söylediğim gibi, burada isim ve sıfat üzerinden hareket edilmez.

Melih Gökçek ve oğullarıyla ilgili konu da kamuoyunda uzun süre tartışıldı. Şikâyet ve başvurular yapıldı. Cumhuriyet başsavcılığı da kendisine ulaşan ihbar ve şikâyetleri hukuken değerlendirdi, soruşturma başlattı ve bazı ifadeler aldı. Bundan sonraki süreç de deliller çerçevesinde savcılığın takdirinde ilerleyecek.”

Gürlek, vatandaşların adalete güveni konusuyla ilgili şu açıklamaları yaptı:

"Bize her ay Adalete Güven Anketi geliyor. Vatandaşımızın adalete güven konusunda öne çıkardığı birkaç temel başlık var.

Birincisi, yargılamaların gecikmesi. Yargılamalar uzadığında adalete güven duygusunun zedelendiğini görüyoruz. 12. Yargı Paketi de önemli ölçüde yargılamaların hızlandırılmasına ilişkin düzenlemeler içeriyordu. Bu konuda önemli adımlar attık. Alo 135 uygulamasını şu anda üç yerde başlattık. Ekim ayında tüm Türkiye’ye yayılacak. Hedef süre uygulamasını da çok önemsiyoruz. Yargılamaların makul sürede tamamlanmasına ilişkin verileri yakından takip ediyoruz. Hedef sürenin aşılmasında hâkim veya savcıdan kaynaklanan ve incelemeyi gerektiren bir durum bulunması hâlinde, HSK’nın anayasal ve yasal yetkileri çerçevesinde gerekli idari süreçler işletilebiliyor.

Birinci başlığımız, yargılamaların gecikmemesi ve makul sürede sonuçlanması. İkinci başlık, toplumda hâkim ve savcıların korunduğu, onlar hakkında soruşturma izni verilmediği yönünde oluşan algıydı. Bu doğru değil. Zaman zaman bu verileri kamuoyuyla da paylaşıyoruz. Mesleğin itibarına zarar veren davranışlar konusunda HSK olarak kesinlikle taviz vermiyoruz. Ben aynı zamanda HSK Başkanlığı görevini de yürütüyorum. Arkadaşlarımıza da şunu söylüyoruz: Hâkim ve savcı mesleğin ağırlığını korumalı. Elbette herkesin sosyal hayatı ve ailesi var. Ancak baktığı dosyayla sosyal hayatını veya yakın ilişkilerini özdeşleştirecek bir görüntü vermemeli. Bir hâkim veya savcı hakkında görevine ya da baktığı dosyaya ilişkin ciddi bir şaibe ortaya çıkarsa HSK, kanunun kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde gerekli inceleme ve işlemleri yürütür. Bunun vatandaş üzerinde olumlu etkisini görüyoruz. Hâkim veya savcı olmak kimseye ayrıcalık sağlamaz. Trafikte bir olaya karışmışsa vatandaş için hangi hukuk uygulanıyorsa onun için de aynı hukuk uygulanır. Bu konuda soruşturma ve disiplin istatistiklerini de yakından takip ediyoruz. Çünkü hâkim ve savcı toplumda güven duyulan bir konumda olmak zorunda.

Yaklaşık 27 bin 500 kişilik bir yargı teşkilatından söz ediyoruz. Bunun belki yüzde 3-5’lik küçük bir kesiminin meslek onuruna zarar veren davranışları yüzünden yüzde 90’dan fazla büyük bir kesimin zan altında kalmasını kabul edemeyiz. Bu nedenle bu konularda gerekli adımları atıyoruz.

Üçüncü başlık da cezasızlık algısıydı. Toplumda ‘Suç işleyenin yanına kâr kalıyor.’ şeklinde bir kanaat oluşmuştu. Bunun özellikle üzerine gidiyoruz.

Toplumsal olaylarda ve kamuoyunda infial oluşturan hadiselerde adli süreçlerin etkin ve süratli yürütülmesi için ilgili kurumlar arasında idari ve teknik koordinasyonu güçlendiriyoruz. Başsavcılıklarımız da bu konuda son derece duyarlı."

Bakan Gürlek, son zamanlarda sosyal medya fenomenliği üzerinden suç teşkil eden olaylarla ilgili şunları anlattı:

"En son Van’da ‘Kara Haydar’ olarak kamuoyuna yansıyan bir olay oldu. Daha sonra olayın farklı boyutları ortaya çıktı. İnsanların gözü önünde, kaynağı açıklanamayan yüksek miktarda para ve aşırı gösterişli yaşam görüntüleri üzerinden devletin ve kamu kurumlarının itibarıyla oynanmasına müsaade edilemez. Bir tarafta insanlar geçim sıkıntısı çekerken diğer tarafta kaynağı tartışmalı servetin, korumaların ve lüks hayatın sosyal medyada teşhir edilmesi toplumda ciddi rahatsızlık meydana getiriyor.

Son dönemde sosyal medya fenomenliği üzerinden de bu tür örnekler çoğaldı. Elbette sosyal medya fenomenliği ayrı ve meşru bir alan. Ancak suç teşkil eden bir mali faaliyet, kamu kurumlarına yönelik hukuka aykırı eylem veya başka bir suç şüphesi varsa bunun gereğini bağımsız yargı makamları yapar.

Bizim yaklaşımımız bu. Suç kim tarafından işlenirse işlensin aynı hukuk uygulanmalı. Şu anda istediğimiz noktada mıyız? Bu bir süreç. Göreve başlayalı yedi ay oldu. Ekip arkadaşlarımızla yoğun biçimde çalışıyoruz. Benim mesleğin içinden gelmiş olmam da önemli. Meslektaşlarımla birebir görüşüyorum. Başsavcılarımız, komisyon başkanlarımız, hâkim ve savcı arkadaşlarımız sorunlarını iletiyor. Ben de elimden geldiğince bunları dinlemeye ve idari çözüm üretmeye çalışıyorum. Özellikle İstanbul’da meslektaşlarımızın lojman sorununu yaklaşık yüzde 80 oranında çözdük. Bunu bütün Türkiye’de çözmeye çalışıyoruz. Süreçleri bu anlayışla yürütüyoruz.”

Gürlek, basın mensuplarının uğradığı saldırılara ilişkin de şöyle konuştu:

"Basın mensuplarına yönelik fiziki saldırılar maalesef zaman zaman yaşanabiliyor. Siz sonuç itibarıyla toplumun haber alma hakkına hizmet eden, kamusal nitelikte bir görev yapıyorsunuz. Elbette özel sektörde faaliyet gösteriyorsunuz ancak yaptığınız işin kamusal bir yönü var. Bu nedenle gazetecilere, görevlerini yaptıkları için yönelen saldırıların yalnızca bireye karşı değil, toplumun haber alma hakkına karşı bir saldırı olarak da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Bu haber otomatik olarak çevrilmiştir.